İlgisizlik
21/2/2009
Evrimyalanı Bloğuna karşı kullanıcıların ilgisizliği sebebiyle bloğu kapatıp kapatmama konusunda kararsız bulunmaktayım. Bu konuda eğer bana destek çıkılırsa Darwin'i ve evrim teorisini eleştiren şiirlerimi yazmaya ve yeni yazılar eklemeye devam edeceğim. Ama yok kimse sallamazsa o zaman mecburen bloğu internet aleminden sonsuza dek sileceğim. Bu konudaki görüşlerinizi bekliyorum. Saygılar.
EDİTÖR = KAĞAN ATASEVEN
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Editörden ; Cern Deneyi Başlıyor.
9/9/2008
Evet, aylardır hatta yıllardır beklenen büyük deney yani Hadron Çarpıştırıcısı deneyi bugün başlıyor. Bu deneyin tüm insanlık adına hayırlı olmasını dilerim. İnşallah bilimadamları bu deney sonucunda evren hakkında bulmayı istedikleri önemli bilgilere ulaşırlar. Aslında şu anda dünya üzerinde yaşayan insanlık olarak çok büyük bir olaya tanıklık etmekteyiz. Belki de bugün yapılan bu deney hakkında fizik bilimi adına çok önemli bir gelişme olarak bahsedilecek asırlar sonra. Yıllar sonra dahi 2008 yılı 10 Eylül tarihi verilerek ''İşte o gün, o gün büyük deney yapıldı'' denecek. Unutmamak gerekir ki şu anda dünyadaki çoğu insan bu deneyi önemsemiyor ve kendi yaşamlarına bakıyor. Fakat işte bu insanlar aslında ne kadar önemli bir konudan uzak kaldıklarının farkında bile değiller. Bakalım bu deney sonucunda ne olacak, neler bulunacak? Açıkçası kişisel olarak önemli fizik bilgileri bulunabileceğini düşünüyorum ayrıca bu deney sonucunda bugüne kadar bize öğretilen klasik fizik bilgilerinin de doğru olup olmadığı açıkça ortaya çıkacak. Deney sonucunda kara delik oluşacağı ve dünyanın yok olacağı görüşlerine gelince ; bence böyle birşeyin olma ihtimali yok denecek kadar düşük. Yani şu anda Cern Labaratuvarında bu konuda binlerce profesör ve bilimadamı çalışıyor. Eğer gerçekten böyle ciddi bir risk olsaydı elbette bilimadamları bu deneyi gerçekleştirmezdi. Sokakta daha fiziğin en basit bilgilerini bile bilmeyen insanların deney sonucunda dünya yok olacak saçmalıklarına inanmamak gerekiyor. Evet işte böyle büyük bir deneyin oluş günündeyiz. Tüm insanlığın deney sonucunda aydınlanması dileğiyle hayırlı Ramazanlar...
KAĞAN ATASEVEN
k.ataseven@gmail.com
k_ataseven@hotmail.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
NASIL OLABİLİRSİN? (ATEİST OLAN CHARLES DARWIN'E NAZİRE)
20/8/2008
Darwin, senden midem bulanıyor,
Zamanla herkes senin çöktüğünü anlıyor.
İnsan şöyle durup biraz düşünüyor,
Nasıl bu kadar terbiyesiz olabilirsin?
Maymunla ne alakası var insanın
Sen belasısın tüm dünyanın
Hani nerde cahil adam senin ahlakın
Nasıl bu kadar bilinçsiz olabilirsin?
Allah'a nasıl hesap vereceksin?
Biz müminler karşısında tir tir titreyeceksin.
Gerçekleri görünce bağırıp acıyla inleyeceksin.
Nasıl bu kadar görgüsüz olabilirsin?
Evrim teorisinin geçersizliği ortaya çıktı
Bu durum teorinle beraber seni de yıktı
Teorinin saçma olduğu her haliyle anlaşıldı
Nasıl bu kadar bilimden yoksun olabilirsin?
Yalancılık kanında damarlarında
Evrimin sahteliği anlaşıldı zamanla
Bir daha kimse böyle bir hata yapmasın aman ha!
Nasıl bu kadar sahtekar olabilirsin?
İşin gücün insanları kandırmak
Hedefin kendini ön plana çıkarmak
Asıl mesele senin amacını anlamak
Nasıl bu kadar bencil olabilirsin?
Bitti şiir Darwin nasıl beğendin mi?
Yazık yoksa fazlaca dertlendin mi?
Ama doğru sen ölmüştün iyi geberdin mi?
Nasıl bu kadar alçak olabilirsin?
KAĞAN ATASEVEN
k.ataseven@gmail.com
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MATRIX BİLİMİ
7/8/2008
Odanızın penceresinden dışarıdaki manzarayı seyrettiğinizde, hayatınız boyunca aldığınız telkinden dolayı, bu manzarayı gözlerinizle gördüğünüzü zannedersiniz. Oysa gerçek böyle değildir. Çünkü siz gözlerinizle dışarıdaki bir manzarayı görmezsiniz. Siz, beyninizin içinde oluşan manzaraya ait görüntüyü görürsünüz. Bu bir tahmin ya da bir felsefe değil, bilimsel bir gerçektir.
Görme olayının nasıl gerçekleştiği hatırlandığında bu konu daha açık olarak anlaşılacaktır. Göz, sadece, kendisine ulaşan ışığı, retinasındaki hücreler sayesinde elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir. Bu elektrik sinyali ise, beyninizdeki görme merkezinize ulaşır. Daha sonra bu elektrik sinyalleri, pencerenizden gördüğünüz manzaranın görüntüsünü oluştururlar. Sonuç olarak, görüntünün oluştuğu yer beyninizdir.
Ve siz beyninizin içindeki manzarayı görürsünüz, evininizin dışındaki manzarayı değil. Örneğin aşağıdaki resimde, pencereden bakan insanın gözüne dışarıdan "ışık" ulaşmaktadır. Bu ışık, gözdeki hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülerek, bu insanın beyninin arka kısmında yer alan küçücük görme merkezine gelir. Ve bu elektrik sinyalleri, beyinde bir manzara görüntüsü oluşturur. Gerçekte, beynimizin içi açılsa, burada bu manzaraya ait bir görüntü bulamayız. Ancak, beynimizin içindeki bir şuur, beyne gelen elektrik sinyallerini manzara olarak algılar. Peki beynin içinde, gözü, göz hücreleri, retinası olmadan, elektrik sinyallerini bir manzara olarak algılayan şuur nedir, kime aittir?
Aynı durum okumakta olduğunuz bir kitap için de geçerlidir. Gözlerinize gelen ışığın elektrik sinyallerine çevrilerek beyninize ulaşması sonucunda, beyninizde bu kitabın görüntüsü oluşur. Yani kitap sizin dışınızda değil, içinizde, beyninizin arka kısmındaki görme merkezinizdedir. Belki kitabın sertliğini elinizde hissediyor olduğunuz için kitabı dışınızda zannedebilirsiniz. Oysa, bu sertlik hissi de aynı görme algısında olduğu gibi beyninizde meydana gelmektedir. Parmak uçlarınızdaki sinirler uyarıldığında, bu uyarı elektriksel bir bilgiye dönüşerek, bu kez beyninizdeki dokunma merkezinize ulaşır. Ve siz beyninizde herhangi kitaba dokunduğunuza ve onun sertliğini, sayfalarının kayganlığını, kapağındaki kabartmaları, kağıt kenarlarının keskinliğini algıladığınıza dair hislere sahip olursunuz.
Gerçekte ise, hiçbir zaman bu kitabın aslına dokunamazsınız. Dokunduğunuzu sandığınızda, aslında beyninizin içindeki dokunma hissini algılarsınız. Üstelik bu kitap, bir madde olarak sizin beyninizin dışında var mıdır, bunu da bilemezsiniz. Siz sadece beyninizde oluşan kitap görüntüsü ile muhatap olabilirsiniz. Bu kitabın bir yazar tarafından yazılmış olması, bir bilgisayarda sayfa düzeninin yapılmış olması veya bir matbaada basılmış olması sizi yanıltmasın. Çünkü birazdan anlatılacaklar, bu kitabın her aşamasında yer alan insanların, matbaanın, bilgisayarların gerçekte, sizin beyninizde oluşan görüntüler olduğunu ve asıllarının dışarıda olup olmadığını asla bilemeyeceğinizi size gösterecektir.
Sonuç olarak, biz gördüğümüz, dokunduğumuz, duyduğumuz herşeyi beynimizin içinde yaşarız. Bu teknik bir gerçektir ve bilimsel deliller neticesinde itiraza veya tartışmaya açık bir konu değildir. Yaşadığımız dünyaya ait her türlü niteliği, her özelliği ve bildiğimiz herşeyi duyu organlarımız aracılığıyla öğreniriz. Duyu organlarımız aracılığı ile bize ulaşan bilgiler, bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve bu sinyaller beynimizin ilgili noktalarında yorumlanır. Beynimizin bu yorumları sonucunda biz örneğin bir kitap görürüz, çileğin tadını alırız, ıhlamur ağaçlarını koklar, ipek bir kumaşın dokusunu bilir veya rüzgarda sallanan yaprakların hışırtısını duyabiliriz.
Aldığımız telkinle, hep bedenimizin dışındaki kumaşa dokunduğumuzu, bizden 30 cm uzaklıktaki kitabı okuduğumuzu, metrelerce uzaktaki ıhlamur ağaçlarının kokusunu aldığımızı ve çok yükseklerdeki yaprakların hışırtısını duyduğumuzu zannederiz. Oysa, bu saydıklarımızın hepsi bizim içimizde gerçekleşen olaylardır. Kitabın görüntüsünden yaprakların hışırtısına kadar herşey içimizde, beynimizde meydana gelir
noktada şaşırtıcı bir gerçekle daha karşılaşırız: Beynimizde, gerçekte ne renkler, ne sesler, ne de görüntüler vardır. Beynimizde bulabileceğiniz tek şey elektrik sinyalleridir. Bu, felsefi bir görüş değildir; algılarımızın işleyişi ile ilgili bilimsel bir açıklamadır. Örneğin Mapping The Mind (Zihnin Haritasını Çıkarmak) isimli kitabında bilim yazarı Rita Carter, dünyayı nasıl algıladığımızı şöyle açıklar:
Her bir duyu organı kendine uygun uyarıya cevap verecek şekilde yaratılmıştır. Bu uyarılar ise, moleküller, dalgalar veya titreşimler şeklindedir. Tüm bu çeşitliliklerine rağmen duyu organları temelde aynı görevi görürler: kendilerine özgü uyarıları elektrik sinyallerine dönüştürürler. Bir uyarı ise sadece bir uyarıdır. Kırmızı renk değildir, veya Beethoven'ın Beşinci Senfonisinin ilk notası değildir - sadece bir elektrik enerjisidir. Aslında, bir duyuyu diğerlerinden farklı hale getirmek yerine, duyu organları hepsini benzer hale, yani elektrik sinyallerine dönüştürürler.
Öyle ise, tüm duyulara ilişkin uyarılar, birbirinden tamamen farksız bir formda beyine elektrik akımları şeklinde girerler ve buradaki sinir hücrelerini uyarırlar. Tüm olan budur. Bu elektrik sinyallerini tekrar ışık dalgalarına veya moleküllere dönüştüren bir geri dönüşüm sistemi yoktur. Bir elektrik akımının görüntüye ve bir diğerinin kokuya dönüşmesi ise, bu elektrik akımının hangi sinir hücrelerini etkilediğine bağlıdır.1
Yukarıdaki açıklamalar çok önemli bir konuya dikkat çekmektedir: Bizim dünya hakkında algıladığımız tüm hisler, görüntüler, tadlar ve kokular, aslında aynı malzemeden, yani elektrik sinyallerinden meydana gelmektedirler. Elektrik sinyallerini bizim için anlamlı hale getiren, bu sinyalleri koku, tat, görüntü, ses veya dokunma olarak yorumlayan ise beyindir. Beyin gibi ıslak bir etten oluşan bir maddenin, hangi elektrik sinyalini koku, hangisini görüntü olarak yorumlayacağını bilmesi, aynı malzemeden birbirinden çok farklı duyular ve hisler meydana getirmesi ise büyük bir mucizedir.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Evrimin Asıl Çıkmazı: Ruh
2/8/2008
Evrimin Asıl Çıkmazı: Ruh
Yeryüzünde birbirine benzeyen pek çok canlı türü vardır. Örneğin, ata ya da kediye benzeyen farklı türler olabilir. Böceklerin de birçoğu birbirine benzer görünümlüdür. Fakat bu benzerlikler hiç kimsede bir şaşkınlık yaratmaz.
Ancak nedense insanla maymun arasındaki bazı yüzeysel benzerlikler, kimi insanlarda son derece ilgi uyandırır. Öyle ki bu ilgi kimi insanları evrim teorisinin gerçek dışı senaryolarını benimsemeye kadar iter. Oysa, bir maymunla bir insan arasındaki yüzeysel benzerlikler hiçbir şey ifade etmez. Gergedan böceği ve gergedan da birbirlerine çok benzerler, ama bu benzerliğe dayanarak birisi böcek diğeri memeli olan bu hayvanlar arasında herhangi bir evrimsel ilişki kurmaya çalışmak komik olur.
Aradaki yüzeysel benzerlik dışında maymunun insanlara diğer hayvanlardan daha fazla bir yakınlığı söz konusu değildir. Hatta zeka açısından kıyaslanırsa, bir geometri mucizesi olan peteği üreten arı veya bir mühendislik harikası olan ağı üreten örümcek insana maymundan daha yakındır. Hatta bazı yönlerden üstündür bile...
Dahası, insanla maymun arasında çok büyük bir fark vardır. Maymun sonuçta bir hayvandır, bilinç açısından bir attan ya da bir köpekten farkı yoktur. İnsan ise bilinçli, irade sahibi, düşünebilen, konuşabilen, akledebilen, karar verebilen, muhakeme yapabilen bir varlıktır. Bütün bu özellikler de onun sahip olduğu "Ruh"unun işlevleridir. İnsanla diğer hayvanlar arasındaki uçurumu doğuran en önemli fark da işte bu "Ruh"tur. Hiçbir fiziki benzerlik, insan ile diğer bir canlı arasındaki bu en büyük farkı kapatamaz. Doğada ruhu olan tek canlı insandır.